Kayıtlar

Beden Yalan Söylemez

Resim
“Beden yalan söylemez.” Son aylarda öğrendiğim ve aydınlandığım bir konu bu. Hani bazen anlam veremediğimiz bir duygu olur içimizde. Bunu sadece “içime sinmedi” şeklinde ifade edebiliriz. Zihnen baktığımızda her şey yolundadır ama içimizdeki o duygu başka türlü konuşur. İşte bunun sebebi bedenimizin çoğu şeyi zihnimizden önce fark etmesiymiş meğer. Bunu öğrenmek hayatımdaki çoğu şeyi değiştirdi. Çünkü içime sinmeyen şeylerin dikkate alınmaya değer olduğunu fark etmek, üstümden yük aldı sanki. İnsan, zihnen mantıklı bulduğu şeylere ikna etmeye çalışırken kendini, içindeki o huzursuzluğu göz ardı etmeye çalışır ya hani; bunun ne kadar yorucu olduğunu bilirsiniz. İşte bu çelişkiye bir son vermek ve bedenimi dinlemeyi öncelik haline getirmek özgürleştirdi beni. Kendimi önceden, yarış halinde olan iki farklı takımı aynı anda yönetmeye çalışan biri gibi hissederken, şimdi oyunun içinde hissediyorum ve artık tek bir takım var. Bu da bana kendimi daha güvende hissettiriyor. Mesela ben ...

İçimdeki Pusulalar

Resim
Hayatta ne kadarız? İnsanların bizi anladığı kadar mı, bizi sevdiği kadar mı? Ya da kendimizi sevdiğimiz kadar mı? Geçmişte benim için en önemli şey anlaşılmaktı. Bu blogu 2021 yılında açtım ve o zamanki yazılarımı okuduğumda, anlaşılma kaygısıyla çok fazla açıklama yaptığımı fark ediyorum. Sanki her cümlenin yanlış anlaşılmasını engellemeye çalışır gibiydim. O zamanlar davam buydu: anlaşılmak. Şu an ise bir davam yok. Sadece kendimi ifade etmek, yolculuğumu ve fikirlerimi paylaşmak hoşuma gidiyor. Sanırım büyümek, anlaşılmak uğruna verilen çabanın azalması. Bunun inanılmaz özgürleştirici bir tarafı var. İnsanız; paylaşmaya, anlaşılmaya ihtiyaç duyuyoruz tabii ama hayat bundan çok daha fazlası. Çünkü bir noktadan sonra şunu fark ediyor insan: insanların yorumları kendi tecrübeleriyle doğru orantılı. Bazen biriyle bir konuda konuşurken, aslında karşımızdakinin kendi hayat penceresinden yorum yaptığını fark ediyoruz. “İnsan başka nasıl yorumlayabilir ki?” diyebilirsiniz belki...

Özellik Avcıları

Resim
Hayat biraz da kendimizi keşfetme yolculuğu değil mi? Bence öyle. Mesela ben kendimi yemek yapmayı sevmeyen biri olarak tanımlardım. Geçenlerde mutfak için alışveriş yaptım, sonra güzel bir akşam yemeği hazırladım. Ve fark ettim ki aslında ben yemek yapmaktan keyif alan biriymişim. “Bu zamana kadar hiç yemek yapmadın mı?” sorularınızı duyar gibiyim. Tabii ki yaptım ama keyif aldığımı bu kadar fark etmemiştim. Aslında, zaten yaptığımız şeylerden gerçekten keyif aldığımızı çoğu zaman fark edemiyoruz. Bir örnek daha vermem gerekirse, çocukluğumdan beri yazı yazan biriyim ama bunu gerçekten sevdiğimi üniversitede fark ettim. Sosyoloji okumuş bir öğrenci olarak çokça makale yazdım ve yazdıklarımın hocalarım tarafından beğenilmesi, düşüncelerimin insanlara ulaşmasının beni ne kadar mutlu ettiğini fark etmemi sağladı. Bunun sonucunda da bu blogu açtım. Bazen de henüz kilidi açılmamış özelliklerimiz, sessizce keşfedilmeyi bekliyor. Zihnimiz hep çok dolu, biliyorum. Fakat koşuşturmamızı biraz k...

Kronik Yorgunluk

Resim
Yorgun bir ruh nasıl dinlenir? Nasıl enerjisini geri kazanır? Belki bir süre sistemini dış etkenlere kapatarak. Belki kendine daha şefkatli yaklaşarak. Belki sadece kendine biraz durma hakkı tanıyarak.  Çevremizdeki insanlar bazen neden bu kadar yorgun hissettiğimizi anlamayabilir. Ama bana kalırsa asıl mesele, bizim bu yorgunluk hakkında ne düşündüğümüz. Çünkü insan sessizce gelir bu noktaya. Sonra da “Neden bu kadar yorgunum? Neden içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor?” sorgulamaları içinde bulur kendini. Tabii bu sorgulamalara ek olarak hayatı kaçırma korkusu ve fırsatları değerlendirememe kaygısı oluşur. Kronik yorgunluk, bedenimizin “Sistemimde çok fazla yük var” deme şeklidir aslında. Ve aynı zamanda basit bir dinlenme ile geçmeyen, daha farklı bir öz bakım ihtiyacının çağrısıdır. İlk etapta biraz öz şefkat, biraz durma hakkı ve bir süre için enerjimizi minimumda kullanmayı kabullenerek “Şu an için bu kadarını yapabiliyorum” diyebilmek gerekir. Çünkü kronik yorgunluk yaşayanlar...

Direksiyon Bende

Resim
Hayatta en çok kim ile mücadele ediyorsunuz? Ben, içimde hiç durmadan beni acımasız bir şekilde eleştiren o ses ile mücadele ediyorum. Sanki içimde bir düşmanla yaşıyor gibiyim. Sürekli bana kızıyor, yaptığım hiçbir şeyi beğenmiyor. Benden neden bu kadar nefret ediyor, bilmiyorum. Bazen o kadar yüksek sesle konuşuyor ki renklerimi alıyor benden. Ama o kadar da insafsız değil; sadece gri de olsa bir renk bırakıyor. Gri rengine de ihtiyaç var bu hayatta, biliyorum. Ama bütün bir hayatı bu renkle nasıl yaşayabilirim? Maviyi özlerim ben, yeşili özlerim. Bu acımasız sesin bir anlamı var mı sizce? Varsa da benim şu an anlayasım yok, açıkçası. Beni bu kadar acımasız eleştiren sese barış ortamı sağlamak gelmiyor içimden. Kaygıyla bir şekilde barıştım belki. Ama bu ses ile el sıkışmak, ahbap olmak istemiyorum. En azından şimdi değil. Ama şu bir gerçek ki, ahbaplık kurmasam bile varlığını kabul etmek durumundayım. Yaşadıklarımdan şunu öğrendim ki; var olan bir şeyi yok saymak, o şeyin varlığını ...

Sessiz Cesaret

Resim
Bu aralar içim kıpır kıpır çünkü ilk defa kendime durma hakkı tanıdım. Yıllardır çok fazla çabalıyorum: iş hayatında yer edinmek için, mutlu olacağım bir işte çalışmak için. Ben pandemide mezun olan o şanssız nesildenim. Şanssızlık diyorum çünkü mezun olduktan sonra bir kariyer yolu çizmek çok zor oldu. Aslında öğrencilik yıllarımdan itibaren çalışmaya başlamıştım. Ama öğrenciyken çalıştığınız işten tek beklentiniz para kazanmak, belki biraz da deneyim edinmek oluyor. Mezun olduktan sonra ise işin rengi değişiyor. İşin sadece para kazandırması yeterli olmuyor; orada geçirdiğiniz vaktin değerini, çalıştığınız insanların kalitesini ve yaptığınız işin anlamını sorgulamaya başlıyorsunuz. Ben mezun olduğumdan beri kendimi ait hissettiğim, güçlü özelliklerimi tam anlamıyla kullanabildiğim ve bana gerçekten hitap eden bir işte çalışamadım. Hasbelkader bir yerden başladım, kervanı yolda düzdüm ama o yol hiçbir zaman tam olarak bana doğru gibi hissettirmedi. Zor ortamlarda, zor insanlarla mücad...

Bir Yılın Ardından

Resim
Korkularınız ve kaygılarınız olmasaydı nasıl davranırdınız? Nasıl bir hayatınız olurdu? Bu ara buna kafa yoruyorum. Çünkü gerçekten zor bir yıl geçirdim. Sosyal medyada dolaşan “hiç bu kadar olacak gibi görünen ama olmayan bir yıl” cümlesi kadar doğru az şey okudum. Her şey o kadar tatlı, o kadar akışında başlamıştı ki… Sonra bir anda yere çakıldım. Oradan kalkmam da uzun sürdü. Heves ettiğim her şeyin kursağımda kaldığı, hiç hazır olmadığım değişimlere uyum sağlamak zorunda kaldığım, zorlayıcı bir seneydi. Bu yılın bitiyor olmasına gerçekten seviniyorum. Son zamanlarda işler daha çok yoluna girmeye başladı aslında. Üstümdeki ağırlığın hafiflediği, ruhumun biraz daha rahatladığı, zorlukların yavaş yavaş gevşediği bir dönem. Bunu fark etmek bile iyi geldi. Şimdi bunları neden anlattım? Giriş ve gelişme birbirinden kopuk gibi oldu değil mi? Ama işte konu konuyu açıyor bende. Beni tanıyanlar bu özelliğimi çok iyi bilir. Bu da beni ben yapan şeylerden biri zaten. Konuyu toparlayacak olursa...