Bir Yılın Ardından
Korkularınız ve kaygılarınız olmasaydı nasıl davranırdınız? Nasıl bir hayatınız olurdu? Bu ara buna kafa yoruyorum. Çünkü gerçekten zor bir yıl geçirdim. Sosyal medyada dolaşan “hiç bu kadar olacak gibi görünen ama olmayan bir yıl” cümlesi kadar doğru az şey okudum. Her şey o kadar tatlı, o kadar akışında başlamıştı ki… Sonra bir anda yere çakıldım. Oradan kalkmam da uzun sürdü.
Heves ettiğim her şeyin kursağımda kaldığı, hiç hazır olmadığım değişimlere uyum sağlamak zorunda kaldığım, zorlayıcı bir seneydi. Bu yılın bitiyor olmasına gerçekten seviniyorum.
Son zamanlarda işler daha çok yoluna girmeye başladı aslında. Üstümdeki ağırlığın hafiflediği, ruhumun biraz daha rahatladığı, zorlukların yavaş yavaş gevşediği bir dönem. Bunu fark etmek bile iyi geldi. Şimdi bunları neden anlattım? Giriş ve gelişme birbirinden kopuk gibi oldu değil mi? Ama işte konu konuyu açıyor bende. Beni tanıyanlar bu özelliğimi çok iyi bilir. Bu da beni ben yapan şeylerden biri zaten.
Konuyu toparlayacak olursam, şunu öğrendim: Hayatta hiçbir zaman her şey çok kötü ya da çok iyi olmuyor. Bu senenin bana en büyük çıkarımı bu oldu. İyi ve kötü o kadar hızlı birbirine dönüşebiliyor ki… Bir anda şaşırıp kalabiliyorsunuz. Ve fark ettim ki meselenin özü iyi ya da kötü değil; korkular ve kaygılar.
Kaygılar insanı fazla düşünmeye zorluyor. Her an tetikte olduğunuzda, yaşadığınız şeyler olduğundan daha ağır geliyor. Benim için her şey ne zaman yoluna girmeye başladı biliyor musunuz? Düşünmeyi bırakıp sadece kendim olabildiğimde. Kaygılarımı ve korkularımı rafa kaldırıp isyan bayraklarını indirdiğimde. O zaman bir anda birçok şeyin lehime dönmeye başladığını ve ne yaşanırsa yaşansın kendimi daha az yorgun hissettiğimi fark ettim. Bazen çabalamayı, irdelemeyi bırakıp, sadece olanı olduğu gibi yaşamak gerekiyormuş.
Ama itiraf edeyim… bu ara yine kaygılanmaya başladım dostlar. Çok yakın arkadaşlarım olan kaygı ve korku beni uzun süre yalnız bırakmaz zaten. Severler beni, sık sık ziyaret etmek isterler. Bazen farkında olmadan uzun süre ağırlıyorum onları. Sanırım bu aralar yine misafirlikleri biraz uzadı.
Nasıl fark ettim derseniz: Davranışlarımı yönetmeye başladılar. Kendim olamamaya başladım. Sanki özgürlüğüm elimden alındı. Kaygı ve korku kumandanın başına geçmiş, ben kenardan izliyormuşum gibi hissediyorum. Ama bir şey daha öğrendim: Hayat böyle bir döngü. Kaygıyı ve korkuyu düşman ilan etmek yerine onlarla arkadaş olmaya karar verdim. Çünkü onlarla savaşınca daha çok yoruluyorum; ama varlıklarını kabul ettiğimde etkileri hafifliyor. Bu ara barış ortamını tam sağlayamamış olsam da, varlıklarını rahatsız olmadan kabul etmeye çalışıyorum. Belli ki uzun bir yolumuz var. Ve bu yolu mutsuz yürümek istemem.

Yorumlar
Yorum Gönder